İYTEMED +

İYTE'li Röportajlar

Onur Parlak

İYTEMED: Merhaba Onur Parlak. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Onur Parlak: Merhaba. Ben Onur Parlak. İYTE ile tanışmam, her ne kadar 2004 girişli olsam da aslında 2003 yılına dayanıyor. Alsancak’ta dershanemizin çaprazında bulunan İYTE ingilizce hazırlık binasını İYTE’nin kendisi sanıp aaa ne güzel Alsancak’ta üniversite deyip tercih eden, sonrası malum geri kalan 7 senenin 6 senesini Gülbahçe yerleşkesinde, köfteci Salih usta, yurt kantini ve lab üçgeninde geçiren şanslı(!) nesildenim. O gün bugündür de ‘’Dünya İYTE’li Olsun’’ u kendine şiar edinmiş bir İYTE milliyetçisiyim :)

İYTEMED: Şu an Stanford Üniversitesi’nde çalışıyorsun. Bize Stanford Üniversitesi’ni bize anlatır mısın? Senin görevin ve konumun nedir?

O.P.: Stanford Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyorum. Bu ve bunun gibi mevkilerin temel amacı aslında, tez danışmanı vs. den bağımsız olarak çalışmalar yürütebilmek, bir nevi öğretim üyeliğine hazırlık programı gibi düşünülebilir. Burada kendi yazdığım ve İsveç’ te özel bir kurum tarafından desteklenen araştırma projesi sayesinde ve öğretim üyesi yetiştirme programı çerçevesinde geldim ve çalışmalarıma devam ediyorum. Stanford hakkında çok şey söylenebilir ancak benim en çok hoşuma giden ve yararlı gördüğüm konu insanların bilimi ele alış ve tartışma biçimi. Burada bir fikriniz varsa ve onu destekleyecek bir birikime sahipseniz, herşey aslında kendiliğinden gerçekleşiyor. Yaratıcılığa ve değer üretmeye inanılmaz bir ilgi var ve bir şekilde bulunduğunuz ortam sizi o yönde düşünmeye sevk ediyor. Stanford’un bir diğer özelliği ise dünyanın bir çok yerinden farklı uzmanlıktaki insanları bir araya getiriyor olması ve yerleşke içerisinde sürekli değişik seminer ve konuşmacıların olması ki bunun özellikle bilimsel calışmalar için çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Onun dışında aslına bakarsanız sunulan imkanlar anlamında dünyanın geri kalanından çokta farklı değil. İlginç bir sey söyleyeyim, bulunduğum bölümdeki bir çok araştırma laboratuvarının şartları (cihazlar vs.) Singapur’ da, İsveç’ te ya da İYTE’de çalıştığım laboratuvarlardan çokta ileride değil. Buraya gelmeden önce bende de sanki sanki uzay üssünde calışacakmışım gibi bir his vardı ancak gelince anladım ki, buradaki başarının sırrı fikir, teşvik ve iletişimden ibaret yoksa geri kalan bütün şartlar aynı.

İYTEMED: İYTE’den başlayıp Stanford Üniversitesi’ne uzanan akademik yolculuğundan bize bahsedebilir misin?

O.P.: Gerçek anlamda akademik hayatım yüksek lisans ile başladı diyebilirim. Ama lisans eğitimim sırasında Levent Artok hocamızın organik laboratuvarında yaptığımız çalışmalar, oradaki araştırma görevlisi arkadaşlarımızın ve laboratuvar derslerindeki hocalarımızın (özellikle o zamanki asistanımız Ezel Boyacı hocamızın payından bahsetmeden geçemem) cesaretlendirmeleri (ya da gazıyla diyelim) akademik hayata ısınmaya başladık. 2009 yılında lisansımı tamamlar tamamlamaz yine aynı bölümde yüksek lisans çalışmalarıma başladım. 2011 yılında yüksek lisansımı şu an Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölüm başkanlığını yürüten ve meslek yaşamımda çok önemli bir yeri olan hocam Mustafa M. Demir’in danışmanlığında tamamladım. 2011 yazını, hayatımın dönüm noktalarından biri olarak tanımladığım ve yine Mustafa hocamın da desteği ile gittiğim, staj çalışması için Singapur’un Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde yine şu an IYTE kimya bölümünde öğretim görevlisi olarak araştırmalarına başlayan Ümit Hakan Yıldız hocamızla geçirdikten sonra, İYTE’ de doktoraya başlamak üzere geri döndüm. Doktoraya devam etmeli miyim, araştırma görevli kadrosu alır mıyım, yoksa askere mi gitsem çelişkileri içerisinde geçen altı ayın sonunda yurtdışında doktora yapmaya karar vererek, araştırmalara başladım. Nihayetinde Nisan 2012’de İsveç’te, Linköping Üniversitesi’nden doktoraya kabul aldım. Burada daha önce çalıştığım konuların dışında, yeni bir alan olan biyosensörler üzerine alanının duayenlerinden, ve bugün herkesin eczanelerden kolaylıkla satın alabildiği glukometrelerin (kan sekeri ölçüm cihazı) gelişmesinin arkasında büyük payı bulunan Anthony Turner’ın tez danışmanlığında çalışmalar yaptım. Doktora boyunca değişik nano malzemelerin sensör uygulamarında kullanımı, kendi kendine enerji sağlayan biyosensörler ve nanoboyutta enerji depolama cihazları üzerine çalışmalar yaptım. 2016 yılı itibariyle, doktora çalışmalarım sırasında yazdığım ve sonucunda yürütücüsü olarak kazandığım proje desteği sayesinde çalışmalarımı Stanford Üniversitesi, Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünde doktora sonrası araştırmacı olarak yürütmekteyim. Burada genel olarak giyilebilir biyosensör teknolojileri, esnek/gerilebilir elektronik cihazların üretimi ve tanımlanması üzerinde çalışmalarımı sürdürüyorum.

İYTEMED: Geleceğe dair hedeflerin nelerdir? Türkiye’ye dönmeyi planlıyor musun?

O.P.: Çok uzun vadeli planlar yapan biri değilim ancak yakIn gelecek hedefi olarak soruyorsanız amacımın şu an calıştığım konuları daha da derinlemesine inceleyip eğer mümkün olursa bu cihazlari lab ortamından alıp gerçek hayatta ki uygulamalarını gerçekleştirmek olabilir. Bu anlamda belki bir şirket kurmak ya da akademik olarak devam edip sanayi ile işbirliği yapmak şimdilik uygun hedefler olarak görünüyor. Türkiye’ye dönme konusunu önemsiyorum, yaptığım araştırmalarımı devam ettirebileceğim kalitede bir ortam bulabilirsem tabii ki dönmek istiyorum. Bunun bir şekilde sorumluluk olduğunu da düşünüyorum, çünkü her ne yaparsak yapalım eğitimimizi Türkiye’de aldık ve bunun karşılığını vermemiz gerektiğine ya da en azından tecrübelerimizi orada ki arkadaşlarımızla paylaşmamız gerektiğine inanıyorum.

İYTEMED: Kimya bölümü mezunusun, üniversiteye başlarken bu bölümü isteyerek mi tercih etmiştin? İYTE’de okuyan arkadaşlara tavsiyelerin nelerdir?

O.P.: Aslında bir çok örnekte de olduğu gibi, üniversiteye hazırlık sırasında çokta bilinçli tercih yap(a)mıyoruz. Bunun bir çok sebebi var tabii ki. Örneğin üniversiteler toplumdan soyutlanmış durumda, liselerle ya da toplumun geri kalanıyla çokta iletişim içerisinde değil, en azından ben lise ögrencisiyken durum böyleydi. Bunun neticesi olarak, bende üniversiteye hazırlanırken çokta düsünmedim hangi bölümü istediğimi ama temel bilimlere her zaman ilgim vardı, onun sonucu olarak İzmir dışında başka bölümlere gitmektense İyte Kimya bölümünü tercih etmek daha doğru geldi o zaman, ve şimdi dönüp baktığımda iyi ki olmuş diyorum. Arkadaşlara tavsiyede bulunmadan önce durum tespitinde bulunmakta yarar var. Malesef ülkemizde temel bilimler yeterli ilgiyi görmüyor, çünkü sistem ona göre tasarlanmamış ve bunun sonucu olarak bu bölümleri tercih eden arkadaşlar eğitimlerine çok motivasyonsuz başlıyorlar, bu bir gerçek. Ancak şunu söyleyebilirim gerek Avrupa’da ve gerekse ABD’de en önemli bölümler temel bilimler üzerine olan bölümler. Bu bölümlere genelde en iyi öğrenciler alınıyor ve bu kişiler gerek akademinin ve gerekse sanayinin bel kemiğini oluşturuyorlar. O yüzden IYTE kimyada halihazırda okuyan arkadaşlara tavsiyem öncelikle ingilizceyi çok iyi ögrensinler ve dünyada bilimsel anlamda ne olup bitiyor onu çok iyi takip edip motivasyonlarını yüksek tutsunlar. Gerisi zaten gelir.

İYTEMED: Meslek hayatını göz önünde bulundurduğunda İYTE'nin sana olumlu veya olumsuz olarak kattığı şeyler var mı? Bunlardan bahsedebilir misin?

O.P.: Eğer şahsımda bir başarından söz edebilirsek bu tamamen İYTE ve IYTE’ de var olan ortamdan kaynaklandığına inanıyorum. Öncelikle okulumuzdaki akademisyen kalitesi ve araştırma olanakları gerçekten Türkiye ortalamasının çok üstünde bunu başka insanlarla iletişime geçtikçe çok daha iyi anlıyorsunuz ve bu bir şekilde size ve sizin araştırma disiplininizede yansıyor. O yüzden İYTE’de bulunmak ve oradaki havayı solumak benim için çok önemliydi diyebilirim. Olumsuz anlamda bir şey söyleyemem ama eleştirel olmamız da kaçınılmaz bir bilim insanı olarak. Tek eleştirim şu olabilir, yapılan işler dışında IYTE’ de çok akademik etkinlik olmaması (kendi dönemime dayanarak söylüyorum), akademik etkinlikten kastım ögrencilerin ufkunu açacak, onları heveslendireccek seminerler, konferanslar ya da gezilerin olmaması ya da çok kısıtlı olması diyebilirim. Bir de araştırma gruplarının birbiri ile ilişkisinin zayıf olması ki bu akademik çalışmalar için çok önemli bir konu.

İYTEMED: Öğrenci ve yeni mezun arkadaşlarımıza, genel veya meslektaş bazında söylemek istediğin şeyler var mı?

O.P.: Yukarıda da dediğim gibi yabancı dil ve dünyayı okumak çok önemli, özellikle değerli akademik çalışmalar yapabilmek için. Onun dışında kimyacı arkadaşlar için söylüyorum, kesinlikle ve kesinlikle lab derslerine çok önem versinler, ve kesinlikle lisan sırasında ikinci yıldan başlayarak yaz dönemlerini bölümdeki herhangi bir araştırma laboratuvarında geçirsinler ve yine daha ilk yıllardan başlayarak ilgi alanlarına bağlı olarak bir uzmanlık alanı seçip ve yüksek lisans yapmayı planlasınlar. Eğer imkan bulabilirlerse yüksek lisans sırasında kısa ya da uzun dönemli olarak yurtdışında staj ve benzeri çalışmalara katılmaya çalışsınlar. Bir diğer öneli bir konu, sadece derslere ağırlık verip yüksek not almanın da hiç ama hiç bir anlamı yok, yüksek lisantan sonra bana hiç kimse ne not ortalamamı sordu ne de bir yerde lazım oldu, onu da unutmasınlar. Herşey not değil önemli olan olayları ve yapılan işleri kavrayabilmek.

İYTEMED: Zaman ayırıp cevap verdiğin için çok teşekkür ederiz. Projelerinde başarılar dileriz.

O.P.: Ben teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için.